

Makalenin Künyesi: Evren Haspolat (2006), "Yeni Bir Talan Hikâyesi: KENTSEL DÖNÜŞÜM", Teknik Güç Dergisi, İnşaat Mühendisleri Odası Yayın Organı, Sayı: 164, Aralık-2006.
Evren HASPOLAT
Son iki yılda ülke gündemine yeni bir konu eklendi. Öyle bir konu ki, yakın zamanda yasal zeminin de yaratılması ile neredeyse ülke nüfusunun yarıdan çoğunu etkileyecek bir içeriğe sahip.
Söz konusu gündemi yaratan girişim bir yasa tasarısı: “Dönüşüm Alanları Hakkında Yasa Tasarısı”. Tasarının hazırlanma biçimine ve zamanlamasına bakıldığında bu “dönüşüm” projelerinin, daha genel bir dönüşümün temel bir parçası olduğu hemen göze çarpmakta. Küreselleşen sermayenin kendisine sürekli yeni talan (kâr) alanları yaratma uğraşısı bu tasarıda AKP Hükümeti’nin ağzıyla kendisini ortaya koymuştur.
Büyük kentlerde artan gecekondulaşma, bu yerleşimlerin yarattığı suç ve buna bağlı olarak gelişen güvenlik sorunları, bir “mit” haline dönüştürülen ve belirli aralıklarla bir korkutma ve yönlendirme aracı olarak ana haber bültenlerinde yerini bulan “İstanbul’un deprem riski” gibi konular “kentsel dönüşüm” adı altında uygulamaya konulan sürecin arkasını görmemizi gizler nitelikte.
Peki ama kentlerdeki çarpık yapılaşmanın düzeltilmesi süreci olarak, yani bir tür yenileşme hareketi olarak yansıtılan bu “kentsel dönüşüm”ün gerisinde ne var?
Bu sürecin gerisinde neyin olduğunu, “dönüşüm”den en çok payı alacak ya da bir başka ifade ile “dönüşüm projesinin ortaklarının” en çok payı kapacağı şehrin belediye başkanı (ve aynı zamanda bu ortaklardan biri konumundaki yetkili) dile getirmekte. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş gerçeğe şu sözleri ile açıklık getiriyor:
“Bizim şimdiye kadar yaptığımız kentsel dönüşüm projeleri 3-5 binlik. Halbuki İstanbul’daki 1.3 milyon binanın yarısından fazlasının yıkılarak yeniden inşa edilmesi kaçınılmaz. Biz İstanbul’a yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeyi kentsel dönüşüm projesine yönlendireceğiz…Ciddi anlamda bir kentsel dönüşüm gerçekleştirilebilmesi için çok büyük paralara ihtiyaç var. Yerli sermayenin bunu yapabilmesi zor.”
Görüleceği üzere kentsel dönüşüm adı altında bize sunulan şey, bir süredir ifade edilenin aksine çarpık kentleşmeyi sonlandıracak, yeni bir kentleşme anlayışı getirecek ve halkın yaşam standartlarını yükseltecek olan bir dönüşüm değildir. Bu dönüşüm projeleri küresel sermayeye yeni talan alanları açmanın bir yöntemidir.
Bu anlamda kentsel dönüşüm projeleri, kentleşme sürecinde yapısal bir dönüşümün unsurlarıdır. Söz konusu yapısal dönüşüm de küreselleşme söyleminden bağımsız ve ayrı düşünülebilecek bir olgu değildir. İnsanlığın tümü için bir ileri adım ve kazanım gibi ilan edilen, oysa yalnızca uluslararasılaşan sermayenin önündeki tüm engelleri kaldıran ve dünya emekçilerini daha da yoksullaştıran “küreselleşme miti” ile, nasıl tüm alanlar yeniden yapılanıp sürece uyarlanıyorsa, Türkiye yapı sektörü de aynı uyarlanma sürecine girmiştir.
Türkiye’nin küreselleşmeye uyarlanması sürecini başlatan Özal döneminden beri en keskin dönemeç, AKP iktidarı ile yaşanmaya başlamıştır. Temelde 2001 krizini aşmanın yöntemi olarak yansıtılan, gerçekte ise doğrudan 2001 krizinin asıl nedeni olan uluslararası sermayeyi, ülkeye çekmek için önündeki engelleri kaldıran AKP hükümeti şimdi de uluslararası inşaat firmalarının, onlarla ortak çalışan banka ve sigorta şirketlerinin önünü açmaktadır.
“Dönüşüm Alanları Hakkında Yasa Tasarısı” adı altında TBMM Başkanlığı’na sunulan tasarı işte bu dönüşümün tasarısıdır. Sermayenin küreselleşmesi ile birlikte yaşanan dönüşüm yapı sektörünü de etkilemiştir. Söz konusu değişim sürecinde yapı üretiminin sermaye kompozisyonu ve siyasi rejimi değişmiştir. Konut üretiminde artık yap-sat’ın yerini küresel mali sermaye alırken, politik olarak da Soğuk Savaş döneminde gecekondulaşmaya müsamaha gösteren anlayış, 1990’larla birlikte yerini baskıcı bir anlayışa bırakmıştır. Haber bültenlerinden hiç eksik olmayan “gecekondu yıkımları” bugün artık daha kökten ve daha geniş çaplı bir yıkım süreci ile gündemimize oturmuştur.
Tasarının Tarihçesi
“Dönüşüm Alanları Hakkında Yasa Tasarısı”nın tarihi 2004 yılına kadar götürülebilir. 2004 Mayıs ayında İstanbul’da gayrimenkul yatırımcıları tarafından “kentsel dönüşüm yasa taslağı yasalaşırsa işler düzelecek” mesajının verilmesi ile başlayan süreç, 03.07.2005 tarihinde Yeni Belediye Kanunu’nun çıkarılması ile ilk zaferini kazandı. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73. maddesi “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” başlığını taşımakta. Ama bu başlık ayrı bir yasa tasarısı olarak, Belediye Kanunu’nun TBMM’de görüşüldüğü dönemde, 1 Mart 2005’te TBMM başkanlığına sunuldu. Meclis’e kimin tarafından verildiği anlaşılamayan bu tasarı, 16 Haziran 2005’te, yani Belediye Kanunu’ndan önce kabul edildi. Ama bu tasarının hem adı hem de başlıca hükümleri değişmişti. Kabul edilen yasa 5366 sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” adıyla yürürlüğe girdi.
Bir taraftan 5393 ve 5366 sayılı yasalar çıkarılırken, diğer taraftan da “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu” adını taşıyan bir metin 2004 yılında Bayındırlık Bakanlığı internet sitesine konuldu. Söz konusu metin önce İmar Yasası Taslağı adıyla; daha sonra Planlama ve İmar Yasası Taslağı adıyla sitedeki varlığını korudu.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın hazırladığı Planlama ve İmar Kanunu 24 Şubat 2006’da Yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından Swiss Otel’de düzenlenen Yeni İmar Yasa Tasarısı Paneli’nde tanıtıldı. Bakan Faruk Nafiz Özak, Taslağın Temmuz’a kadar çıkması için çalışacaklarını, olmazsa Ekim 2006'da mutlaka çıkarılacağını vurgulamış ve yaptıkları çalışmanın özünü şöyle dile getirmişti: “İmar kanunu yatırımcının önünü açacak”. Akşam Gazetesi'nin haberine göre “Bakan Özak, yasanın sadece yatırımcıları ilgilendirmediğini, özellikle deprem riskini göz önünde bulundurarak kentsel dönüşümle yeni alanlar yaratmayı amaçladıklarını vurguladı. Özak, “biz çevre planlamalarıyla, yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım yapabileceği yerleri planlayıp önlerini açmak istiyoruz” dedi.
İşte yabancı sermayenin önünü açmak için çıkarılmaya çalışıldığı gerek bakan gerekse hükümet partisinin en etkili büyükşehir belediye başkanı tarafından ortaya konulan bu “kentsel dönüşüm” masalı, 22 Haziran 2006’da hükümetin meclise yeni bir taslak iletmesi ile yeni bir aşamaya geçti. Söz konusu taslak “Dönüşüm Alanları Hakkında Yasa Tasarısı”dır.
Tasarıyı Kimler Destekliyor
Tasarının düzenlemeyi planladığı alan geniş toprakları ve taşınmazları içermektedir. Bu alanlar ise günümüzde kalabalık bir sermaye grubunun ilgi alanını oluşturmaktadır ki aynı zamanda onun etkisi altındadır. Bu yeni tip tekelci sermaye içinde gayrimenkul yatırım ortaklıkları, proje geliştiriciler, inşaat şirketleri, taşınmaz değerlendirme ekspertiz şirketleri, sigorta şirketleri, gayrimenkul sektörü yatırımcıları, hukuk, denetim, danışmanlık şirketleri, bankalar, finans kuruluşları, aracı kurumlar yer almaktadır. Bu cephe, kamu kesiminde 1980’li yılların ürünü olan iki kurumla, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu ile yakın temas içinde çalışmaktadır.
Uluslararası sermayenin ülke emekçilerinin birikimleri olan iktisadi kuruluşları özelleştirmeler ile talanının ardından sıra şimdi ülke topraklarının talanına gelmiştir. Toprak yönetiminde piyasacılığın hakim konuma getirilmesi, bunun için toprakta kamu mülkiyetinin çözülmesi, toprakların yabancılara satışının sağlanması, taşınmaz ve konut alanında ipotekli krediciliğin uygulanması, bütüncü planlama yerine yüksek kâr vaat eden stratejik alanlarda dönüşüm projeciliği modelinin uygulanması, kadastro ve tapu yönetimine ilişkin piyasacı yasaların çıkarılması bu sürecin bileşenleridir. Dolayısıyla süreci destekleyenler de bu süreçten çıkar sağlayacak olan uluslararası sermaye ve onun yerli bileşenleridir.
Tasarının Getirecekleri
Kentsel dönüşüm tasarısı olarak sunulan tasarı, farklı maddelerinde farklı kavramlara yer vermektedir. 2. maddesinde “iyileştirme, tasfiye, yenileme, geliştirme” kavramlarına yer verirken, 5. maddesinde “tasfiye, sağlıklaştırma, gelişme ve yeni yatırımlar” ifadelerini kullanmıştır. Bu kavramların birbirlerinden oldukça farklı olduğu ortadadır. Dolayısıyla tasarı metninden “kentsel dönüşüm” ile kast edilenin ne olduğunu anlamak olası değildir. Bu nedenle de tasarının konunun uzmanı olmayan kişilerce hazırlandığını gerçeğini saptamak yerinde olacaktır.
Tasarı sadece “kentsel alanları”,yani belediye sınırları içindeki toprakları değil ülkenin tüm topraklarını kapsamaktadır. Dolayısı ile bu tasarı ile ülkenin herhangi bir yerindeki herhangi bir parçası yeniden planlanıp yapılaştırılabilir. Yani hazine arazilerine ek olarak “devletin hükmü ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz şeyler” konumunda bulunan dağlar, nehirler, göller de bu tasarı kapsamında dönüşüm alanları içerisinde sayılmış olmaktadır. Küreselleşmenin önemli sloganlarından biri olan “küçük güzeldir” şiarı ile yola çıkan ve “parçacı” bir anlayış ile yapılaşma sürecini şekillendirmeyi hedefleyen bu tasarı, bütüncül imar anlayışından uzaklaşmanın ve ülke topraklarını belirli kesimlerin çıkarları doğrultusunda “parça parça” imara açmanın yolunu açmaktadır. Bu ise kaynak israfı, bölgeler arası dengesizlik, çevre ve doğal kaynakların tahribi gibi sorunlara zemin hazırlayacaktır. Aynı zamanda planlama gerçeğini dışlayan bu yaklaşım ile parayı verenin istediği yerde istediği planı yaptırması mümkün olacaktır, ki bu kentsel dönüşüm alanlarını belirleme yetkisi verilen yerel yönetimleri birer rant-rüşvet merkezi haline getirirken, ülke varlıklarının talanının da yolunu açacaktır.
Tasarı yerel yönetimlere, dönüşüm alanı ilan edilen yerlerde yaşayanları kısmen ya da topluca başka yerlere gönderme ve bu alanlara satış yoluyla başka nüfus kesimlerini yerleştirme yetkisi vermektedir. Bu hak ile, sermeyenin yeniden yapılandırmayı düşündüğü alanlarda yaşayan emekçi kitleler yerlerinden çıkarılacak ve söz konusu bölgeye yapılacak “siteler”e de daha farklı bir sosyal sınıf yerleşecektir. Bu niteliği nedeniyle yasa yakın zamanda toplumun farklı kesimlerini çok daha çatışmalı bir ortamda karşı karşıya getirmeye adaydır.
Tasarı ile dönüşüm alanlarını belirleme yetkisi yerel yönetimlere verilmiştir (m.3). yerel yönetimler meclislerinde görüşerek hangi alanların bu konumda değerlendirileceğini re’sen belirleyeceklerdir.
Tasarı, yetkiyi yerele verirken bu sürecin nasıl işleyeceğini açıklıkla belirtmemiştir. Yani yerel yönetimin bunu kendi personeline mi yoksa ihale ederek şirketlere mi hazırlatacağı kendi bileceği iştir. Aynı zamanda hazırlanan proje başka hiçbir makamın onayına gerek kalmadan, il özel idaresi ya da belediyenin meclisince kabul edildiğinde onay süreci bitmiş olacaktır.
Bu anlamda tasarı yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisini kaldırmayı planlamaktadır. Vesayet yetkisinin kaldırılması ile yerel demokrasinin güçleneceği sanısına kapılmak doğru değildir. Çünkü uluslararası sermaye nasıl merkezi idarenin yetkilerini kullanarak KİT’leri özelleştirme yöntemi ile yağmaladıysa, “kentsel dönüşüm” söylemi ile yerele devredilen yetki ile de talan sürecini ilerletecektir. Dolayısıyla tasarının “özerk, güçlü, demokratik” yerel yönetimin yolunu açtığı savını ileri sürecek kesimlere gerçeğin bunun tam tersi olduğunu kanıtlamak zor olmayacaktır. Bu dönüşümün ülke emekçilerinin hayatında yaratacağı yıkım ve karşılığında rant ekonomisinin bileşenlerine kazandıracağı kârlar arasındaki uçurum, gerçeğin soğuk yüzünü bizlere göstermeye muktedirdir.
Tasarının bir diğer getirisi “proje ortaklığı”dır. Proje ortakları m.3’te sayılmıştır. Buna göre ortaklar: 1-ilgili yerel yönetimin kendisi, 2-kamu kurumları, 3- proje alanında taşınmazı olsun olmasın gerçek ya da tüzelkişiler (bankalar, şirketler, vakıflar, dernekler) olabilecektir. Oysa dönüşümden asıl etkilenecek olan yöre sakinleri projenin ortağı değil, genelde yıkımlar sırasında polis ile karşı karşıya kalanlardır. Ve söz konusu edilen proje ortaklığı ile asıl kast edilen “kamu yetkilerine özel sektörün ortak edilmesidir”.
Tasarıda projenin finansmanına da yer verilmiştir. Buna göre “İdare ve diğer kamu kurum ve kuruluşları(…) bütçelerinde gerekli ödenekleri ayırmak veya iç ve dış alternatif finansman kaynağını oluşturmak zorundadır” (m.8). İç ve dış finans kaynağı ile neyin kast edildiği belli değildir. Ancak yine kısa bir süre önce, geliri düşük kesimleri uzun vadede ve uygun koşullarda ev sahibi yapacak yasa olarak lanse edilen Mortgage Yasa tasarısının genel gerekçesine bakıldığında, söz konusu finansmanın ne olduğu ve neyi hedeflediği ortaya çıkmaktadır. Amaç ülke halkını daha uzun vadeli borçlandırmaktır. Yani “herkesin evi olacak” vaadi ile hedeflenen amaç, halihazırda devam eden uluslararası sermayeye bağımlılık sürecini kalıcı kılmaktır.
Tasarı ile “dönüşüm”ü gerçekleştirecek proje ortaklarına sağlanan ayrıcalıklar ise şöyle sıralanabilir: Dönüşümcüler piyasaya hem alıcı hem de satıcı olarak girerken hiçbir kamu hukuku düzenlemesine bağlı olmayacaklardır (md-6/3).
Mal, hizmet alımı ve yapım işleri Kamu İhale Kanunu hükümlerinden muaftır.
Dönüşümcülerin üretecekleri taşınmazların (konut ve işyerlerinin) satışı ise devlet ihale sistemi dışında kalacaktır.
Alımlarda ve satımlardaki ayrıcalıklar vergi, resim, harç, bedel ödeme aşamasında da devam etmektedir. Dönüşüm planının onayından başlayarak beş yıl süreyle kamuya hiçbir ödeme yapılmayacaktır (md-6/4).
Sonuç olarak, “kentsel dönüşüm” adı altında yasalaştırılmaya çalışılan tasarı uluslararası sermayenin yeni bir saldırısıdır. Yeni bir talan yöntemidir. Tasarı yerli-yabancı mali tekellerin halkın barınma hakkına saldırısını olanaklı hale getiren, iskân politikalarını stratejik alanlarda piyasaya terk eden, yerel yönetimleri rant-rüşvet batağının içine çekerek onları küresel tekellerin kararlarının basit bir onaylayıcısı konumuna getiren, böylece yerel demokrasiyi tamamen yok eden bir tasarıdır. Bu nedenle de ülke halkının çıkarları açısından bir tasarı olarak kalmaya devam etmeli, asla “yasa” statüsüne ulaşmamalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan küresel sermayeye yeni talan alanları yaratmak değil, halkının refahı için bu talana tüm demokratik kitle örgütleri ile birlikte karşı durmaktır.
Türkiye’de bugüne kadar uygulanan kentsel dönüşüm projeleri
İstanbul’da Gökkafes, Tarlabaşı Bulvarı, Park Otel (Bedrettin Dalan Dönemi)
Dikmen Vadisi ve Portakal Çiçeği Vadisi Projeleri (Murat Karayalçın)
Devam Eden ve Yapımı Planlananlar
Ankara: Ovacık Alüminyumcular Sitesi, Keçiören Kuzey Ankara Girişi, Kuzey Ankara Girişi Protokol Yolu, Etimesgut Göksu, Yenimahalle -Keçiören Kasalar, Altındağ, Hıdırlıktepe-Atıfbey, Yenimahalle, Söğütözü, Ulus Tarihi Kent Merkezi, Mamak Çankaya 50. Yıl Parkı ve Çevresi, TOBB Lodumlu, Nasrettin Hoca, Çankaya Lodumlu, Çankaya Şirindere, Dikmen 3. Etap, Dikmen 4. ve 5. Etap, Mamak Doğukent, Konya Yolu Hatip Çayı, Konya Yolu Çaldağ, Güneytepe, Çankay İmrahor, Mühye Kentel, Yakupabdal Karataş Yaylabağ, Taşpınar İncek
İstanbul: Kartal-Pendik, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Gülsuyu, Güzeltepe, Okmeydanı, Pendik, Kurtköy, Cambazbayırı, Bayramtepe, İkitelli, Şişli-Kuştepe Mahallesi, Galataport, Haydarpaşa Limanı
Samsun
Uşak
İzmir
Antakya
Kentsel dönüşümde kullanılan yöntemler:
Dünyadaki kentsel dönüşüm uygulamaları genel olarak iki biçimde yapılmaktadır.
1- Yerinde dönüşüm: Bir kentin belirli bir bölgesinin etap etap yıkılarak yeniden inşa edilmesi. ( Gelişmiş ülkelerde tercih edilen yöntem)
2- Transfer: Kentin belirli bir bölümünün başka bir yere transfer edilmesi, boşalan evlerin yıkılarak yenilerinin inşa edilmesi.
3- Söz konusu yaygın biçimler dışında diğer dönüşüm biçimleri şunlardır:
4- Yık-yap: Belediyeler, riskli yapının yıkımına karşılık yeni bina yapma karşılığı yatırımcılara arsa tahsis eder.
5- Yık-boşalt sistemi: Belediyeler tarafından riskli binaların, yıkımın gerçekleştiği alanlardaki mülkiyet belediyeye geçer. Belediyeler bu alanları yeşil alan, park, sağlık tesisi ve okul gibi kamu alanı olarak kullanır.
6- Riskli evini getir, yeni evini al sistemi: Yeni proje kapsamında riskli evini belediyeye veren mülk sahibi, karşılığında yeni evi % 15-20 m eksiği ile alır ya da yeni ev ile riskli ev arasındaki farkı öder.
7- Kamu-özel sektör proje ortaklık sistemi: Belediye ve özel sektör ortaklığı ile kentsel dönüşüm projeleri tasarlanır, proje kapsamında imar hakları toplulaştırılması ve imar hakları transfer yöntemleri ile mülk sahiplerine alternatif sunulur.