Wednesday, January 31, 2007

ORMAN TALANINDA “ORMAN KANUNLARI” İŞLİYOR



Makalenin Künyesi: Evren Haspolat (2007), "Orman Talanında 'Orman Kanunları' İşliyor", Teknik Güç Dergisi, İnşaat Mühendisleri Odası Yayın Organı, Sayı: 165, Ocak-2007.

Evren HASPOLAT


Geride bıraktığımız yılın son iki ayının ana gündemlerinden birisi, gazete manşetlerinden eksik olmayan Acar faciasıydı. Peki yıllarıdır İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerimizde süren arsa talanının bir örneği olan bu konu üzerinde bu denli durulmasının nedeni neydi? Her şeyden önce talan öyle büyük boyutlara ulaşmış ve sürece Orman Müdürlüğü bürokratlarından siyasetçisine, emekli korgeneralinden emekli valisine, emekli emniyetçisine kadar öyle geniş bir çevre dahil olmuştu ki, olay bir ucundan patlak verince Merkez Medya(Doğan Grubu) da sürece kayıtsız kalamadı. Böylece konu gündemin üst sıralarındaki yerini uzun süre korudu. Konunun bu denli öne çıkmasındaki bir diğer neden de Orman Bakanı Osman Pepe’nin sürece müdahil olması idi. Gerek sürece her kesimden yetkilinin bir biçimde bulaşmış olması gerekse Orman Bakanı nezdinde sürece müdahale edilmesi konunun örtbas edilmesi mümkün olmayan bir boyuta ulaştığının göstergesidir. Peki bu talan nasıl gerçekleşti? Sorumluları kimler?

Talanın Tarihi Seyri

Özel ormanların[1] yapılaşmasının yolu 1987’de Özal tarafından açıldı. 1. Özal Hükümeti döneminde 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 52. maddesinde 22 Mayıs 1987’de yapılan değişiklikle özel ormanlarda % 6 oranında[2] inşaat yapılmasına olanak sağlandı. Söz konusu değişimin ardından da İsmet Acar’a ait Acarlar İnşaat’ın yükselişi başladı.
· 1988 yılında Başbakan Turgut Özal, Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, Beykoz Belediye Başkanı Ali Zengin-ANAP. Beykoz Belediyesi, Acarkent'e inşaat ruhsatı verdi. Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan planın notlarına göre, araziye yapılacak sosyal ve kültürel tesisler, dini yapılar, hizmet binaları, sağlık yapıları, kapalı spor salonları, ticarethane alanları % 6 yapılaşma oranının dışında tutuldu.
· 1993 yılında Başbakan Tansu Çiller, Orman Bakanı Hasan Ekinci, Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen, Beykoz Belediye Başkanı Şevket Arıkan-SHP. Büyükşehir Belediyesi dosyanın Büyükşehir kayıtlarına girmemiş olması, elden getirilerek imzalatılmasını gerekçe göstererek imar planı ve avan projeleri iptal etti. Ancak müfettiş raporlarının Bedreddin Dalan'ın lehinde olması nedeniyle sonuç alınamadı.
· 1995 yılında Başbakan Tansu Çiller, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek-RP. Bölge sit alanı ilan edildi. Her türlü yapılaşma imar izni Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na geçti.
Buna rağmen aşağıda sayılan siyasiler döneminde de yapılaşma devam etti.
· 1996 yılında Başbakan Mesut Yılmaz, Orman Bakanı Nevzat Ercan, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek-FP.
· 1996-1997 yıllarında Başbakan Necmettin Erbakan, Orman Bakanı Mehmet Ali Dağlı, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek-FP.
· 1997 - 1999 yıllarında Başbakan Mesut Yılmaz, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek-FP.
· 1999 - 2002 yıllarında Başbakan Bülent Ecevit, Orman Bakanı Arif Sezer, Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler-DSP.
· 2002-2003 yıllarında Başbakan Abdullah Gül, Orman Bakanı Osman Pepe, Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler-DSP. Yapılaşmanın sürmesine ek olarak planda yer almayan 97 ve 79 metre yüksekliğindeki iki gökdelen Acarkent’te yükselmeye başladı.
· 2003-2006 yıllarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orman Bakanı Osman Pepe, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül-AKP. Acaristanbul genişlemeye başladı. Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Orman Bölge Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi karşı davalar açtı.

Ruhsatlardaki Yapılaşma İle Gerçek Yapılaşma Oranları

Günümüzde yapımı tamamlanmış olan Acarkent’te 1988’de alınan ruhsata göre 137 bin metrekare inşaat yapılabilecekken, 2 milyon küsur metrekare inşaat yapılmış ve böylece yasal yapılaşma oranı %6 iken gerçekte %99 yapılaşmaya gidilmiştir. Ayrıca 1993’teki ruhsat yenilenmesinde ilk ruhsatta olmayan iki kule de projeye dahil edilmiştir. Ticari tesislerin toplam büyüklüğü de 61 bin metrekareden 188 bin 480 metrekareye çıkarılmıştır.
Halen yapımı süren Acaristanbul’da ise 2346 dönümlük (1 dönüm=1000metrekare) arazi üzerinde 833 villa yapımı planlanmaktadır. 13.07.2001’de öz izin alınan ancak plan üzerinde bile %6 sınırını aşan Acaristanbul’un izni bir hafta sonra iptal edilmiştir. Fakat Orman Bakanlığı’nın bu kararını Acarlar’a bildirmeyen İstanbul Orman Müdürlüğü bu hukuka aykırı tavrı ve görev ihlali ile yapılaşmanın önünü açmıştır. Ardından ise Temmuz 2005’te Orman Bakanlığı özel ormanlarda yapılacak inşaatlarla ilgili yönetmelikte bir değişikliğe giderek, %6’ya girmeyecek yeni inşaat kalemleri belirlenmiş ve böylece inşaat yoğunluğu %6’dan yukarılara bakanlık eliyle çekilmiştir. Dolayısıyla Orman Bakanı Pepe’nin konunun peşini bırakmayan tavrı çok da inandırıcı değildir. Acaristanbul’un için şimdiden yaklaşık 1 milyon adet ağacın kesildiği tahmin edilmektedir.

Acarkent’te Denetim ve Beykoz Belediyesi’nin Sorumluluğu

Acarkent Orman Müdürlüğü tarafından 19 Temmuz 1993 (Beykoz Belediye Başkanı SHP'li Şevket Arıkan), 18 Ağustos 1993 (Arıkan dönemi), 24 Ocak 1997 (Belediye Başkanı FP'li Yücel Çelikbilek), 27 Haziran 2002 (Belediye Başkanı DSP'li Alaaddin Köseler) ve 20 Eylül 2006 (Belediye Başkanı AKP'li Muharrem Ergül) tarihlerinde olmak üzere beş kez denetlenmiştir. Ve her seferinde yapılaşma oranları ve usulsüzlükleri Beykoz Belediyesi'ne bildirilmiştir. Tüm bu bildirimlere ve uyarılara rağmen, Beykoz Belediyesi'nin verdiği bilgilere göre Acarkent inşaatının ruhsatı 21 Nisan 1993 (Arıkan dönemi), 3 Nisan 1998 (Çelikbilek dönemi) ve 31 Mart 2003 (Köseler dönemi) tarihlerinde Beykoz Belediyesi’nce yenilenmiştir.

Talanın Yolunu Açan Kanunlar

Talanın yolunu açan zihniyet 12 Eylül zihniyeti ve onun uygulama boyutunda Özal’la cisimleşen yasalarıdır. Her şeyden önce Anayasa içerdiği madde ile talanın yolunu açmaktadır. 1982 Anayasası’nın 2B[3] alanlarını ifade eden 169. maddesinin 4. fıkrası, 6831 sayılı Orman Yasası’nın 2. maddesinin B fıkrası, 17. maddesi ve 52. maddesinin 2. fıkrası ile 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin A bendinin 1. fıkrası ve kanunun 4. ek maddesi orman talanının önünü açan yasal düzenlemelerdir.
Ancak aynı Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını düzenler ve söz konusu maddeye göre mülkiyet hakkı “kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir” ve “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz”. Yine Anayasa’nın 56. maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer alırken, 63. maddesinde “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” hükmüne yer verilir.
Dolayısıyla gerek bugünün toplumunun gerekse gelecek kuşakların “sağlıklı ve temiz hava soluma” ve sağlıklı bir çevrede yaşama haklarının söz konusu olduğu bir ortamda “kamu yararı” tespiti kendisini ister istemez devletin yetkili kurumlarına dayatmaktadır. Çevrenin geri dönülmez bir biçimde tahribi sürerken yetkililer bazı kanun maddelerine dayanarak görevlerinden kaçamaz. Aynı kanunlar yetkililere başka görevler de yüklemektedir. Ayrıca anayasasına göre bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti ile tutarlılık içerisinde olmayan kanunlara göre değil, hukuk devleti ilkesi ile tutarlılık içinde olan kanunlara ve kanun maddelerine göre hareket etmek durumundadır.

Dava Süreci

Acaristanbul projesine karşı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi'nin 2003 yılında İstanbul 3. İdare Mahkemesi'ne ortaklaşa başvurarak dava açtı. Mahkemenin başvuruyu kabul etmemesi üzerine dosyayı değerlendiren Danıştay, kararı iptal ederek mahkemenin görülmesine karar verdi. Serdaroğlu Özel Ormanı üzerinde yapımına başlanan ancak bakanlığın izni iptal etmesiyle durdurulan projeye karşı, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin yanı sıra Büyükşehir Belediyesi de mücadele veriyor.
Orman Genel Müdürlüğü, projedeki 829 villanın kat irtifalarının iptali için Acarlar İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye karşı Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı. Dilekçede, idareden izin alınmadan ve yasalara aykırı olarak yapıldığı iddia edilen villaların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için mahkemeden tedbir istendi.
Mimarlar Odası'nın açtığı davada ruhsat iptal edildi. Bu davaların sonucunda, yasal olarak binaların İsmet Acar tarafından yıktırılması, o yıkmazsa Bakanlık tarafından yıkılması, ağaçlandırılması ve parasının da İsmet Acar’dan alınması gerekiyor.

Çifte Standart: Acarların Özel Güvenlikçilerine Engel Olamayan Devlet, Köylüye Göz Açtırmıyor

İstanbul'da Acarkent gibi orman arazilerinde, giderek artan yapılaşmaya müdahale edilmezken, Çevre ve Orman Bakanlığı yurt genelindeki orman köylerinde ağaç kesen, hayvanlarını otlatan vatandaşlara göz açtırmadı. 1997-2005 döneminde her yıl ortalama 11387 ağaç kesme suçu tespit eden orman görevlileri, bunlardan failleri tespit edilen 6396'sı hakkında işlem yaptı. Daha çok tarım için ya da yayla mekânı olarak kullanmak amacıyla orman içinde yer açan ve buralara yerleşenlere göz açtırmayan görevliler, aynı dönemde, yılda ortalama 13 bin 397 dekarlık alanla ilgili 4688 olay tespit etti. İlgili kişiler hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunuldu. Bu dönemde ormanlık alanda toplam 351461 hayvan otlatan 4 bin 341 vatandaş hakkında da işlem yapıldı.
Dolayısıyla her iki olayda da hukuk ihlali olmakla birlikte çiftçisini ya da orman köylüsünü cezalandıran devlet, rant için ormanı talan eden Acarlar’a ya da benzerlerine karşı kayıtsız kalıyor.

Çift Yönlü Talan: Acarkent ve Kentsel Dönüşüm

Acarkent ve Acaristanbul talanları ve benzerleri ile kentlerimizin çevresindeki oksijen kaynakları toplumun kaymak tabakasını oluşturanların villalarının yeni alanı olurken, diğer taraftan da kent içlerindeki rant alanları yeni bir “dönüşüm”ün eşiğinde. Zamanında göç sonucu kente gelen ve kentin çevresinde yerleşen yoksul “yeni kentliler”in yaşam alanlarının biçimlendiği semtler, “suçun-şiddetin merkezi olmaları, kent dokusunu bozmaları ya da depremde yıkılma riski taşımları” gibi gerekçeler ileri sürülerek bir dönüşüme tabi tutuluyor. Söz konusu kentsel dönüşüm projeleri 1980 sonrasının rant odaklı bakışının toprağa yansımaları. Kentsel dönüşüm ile 1980 sonrasında uygulamaya konulan neo-liberal politikalar sonucunda en çok kayıp yaşayan alt ve orta sınıf insanlar şimdi de yerlerinden, yaşam alanlarından ediliyorlar. Ne için? Ya yeni iş merkezleri, alışveriş merkezleri ya da içerisinde her şeyi barındıran lüks siteler için.
Sonuç olarak bir tarafta kentin ormanları Acarkent, Acaristanbul, Beykoz Konakları gibi lüks villa yerleşimleri ile diğer tarafta kentin rant alanları haline gelen semtler kentsel dönüşüm adı altında lüks sitelere ya da iş merkezlerine dönüşüyor. Ulusal gelirdeki payını tüm yırtıcılığı ile hızla arttıran sermayedarlar, çift yönlü talanları ile de kentlerimizi tüketiyorlar. Daha çok kâr, daha çok kazanç için. Peki bu sürecin kaybedenleri nerede? Yerlerinden yurtlarından sürülen bu insanlar nerelerde yaşar? Eşyaları ile sokaklarda kurdukları derme çatma çadırlarda ya da köprü altlarında.

Ne Yapılmalı?

Söz konusu talanın durdurulması ve benzerlerinin bir daha yaşanmaması için yapılması gereken, Anayasa başta olmak üzere ilgili tüm yasaların ormanlar üzerindeki tasarrufları düzenleyen ve yukarıda sayılan maddelerinin iptal edilmesi ve bu yasaların toplumun her ferdinin “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” dikkate alınarak yeniden düzenlenmesidir. Tıpkı kıyılar, denizler, göller, dağlar, akarsular gibi ormanların da kamunun malı olduğu anlayışından hareketle “özel ormanların” kamulaştırılması ve şu ana kadar orman alanlarında yapılan tüm yapıların yıkılarak bir an önce ağaçlandırılması gerekmektedir. Sayılan bu önlemlerin alınmaması halinde, zaten dünya genelinde ciddi bir vaka olan iklim değişikliği tehlikesi ülke genelinde daha ölümcül sonuçlar doğuracaktır.

Son Söz : Talan Neden Değil Sonuçtur

İstanbul’da Acarkent, Acaristanbul, Beykoz Konakları, Uyum Villaları gibi örnekler Akdeniz ve Ege bölgelerinde ise önemli turizm yerleşimlerinde inşa edilen turizm tesisleri ile gündemimize sık sık taşınan orman yağması aslında 1980 sonrasında hakim kılınan anlayışın sonucudur. Yani bu anlamda talan aslında bir sonuçtur. Talanın nedeni ise 80 sonrasında ülkeye hakim kılınan rantçı, serbest piyasacı, köşe dönmeci zihniyettir. Söz konusu zihniyet en önemli yansımasını İstanbul kentinde bulmaktadır. Ülke ekonomisindeki çarpıklık nedeniyle nüfusu 75 milyona yaklaşan Türkiye’nin 15 milyona yakın insanı İstanbul’da yaşamaktadır. Ekonomisini bölgeleri ve şehirleri arasında dengeli dağıtamayan, kaynaklarından tüm yurttaşlarını eşit ölçüde yararlandıramayan ve bunun sonucunda göçü bir kader gibi dayatan her hükümet bugüne kadar yaşanan orman talanının sorumlusudur. Çünkü her beş insanından birisini İstanbul’a gitmeye zorlayan bir anlayış bir taraftan yeni yerleşim yerlerinin diğer taraftan da ona bağlı olan rantın kapısını aralamaktadır. Sonuç olarak da arazinin tükendiği yerde ormanlara yeni arazi alanları olarak göz dikilmektedir.


Dipnotlar:

[1] Özel Orman: Özel ormanlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki padişah tapularının kadastroya aktarılması sırasında söz konusu alanların devlete değil de kişilere verilmesi sonucunda oluşmuştur. Bu alanlardan orman vasfı taşıyanlar özel orman statüsü ile kişilerin mülkiyetine geçmiştir. Türkiye’de alanları 14.420 hektarı bulan 322 özel orman vardır ve bunarlın %70’i İstanbul’da bulunmaktadır.

[2] Yüzde 6 İmar Hakkı: 1987 yılında Orman Yasası’nda yapılan değişiklikle özel orman alanlarında yapılaşmayı mümkün kılan düzenlemedir. 6831/ 52 - (Değişik: 22/05/1987 - 3373/11 md.): “Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirasçılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanunun 17. maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (%6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar orman idaresince mahalli tapu idaresine bildirilir”.

[3] 2B: Anayasa’nın 169. ve 170. maddeleri ile 6831 sayılı Orman Yasası’nın 2. maddesinin b bendi uyarınca saptanan yerler, ormancılık rejimi dışına çıkartılmıştır. 6831/2-b: “31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkartılır. Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır. Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz”. Söz konusu bu yasal zeminle birlikte 1974’ten beri artık orman sayılmayan 473bin hektar alanın değerlendirilmesi gerekmektedir.